18 Kasım 2015

Lizbon Macerası -3-


Nerede Lizbon’un geri kalanı diyenler, işte geldim.
Güzelim Lizbon’da gezilmesi görülmesi gereken yerleri ve  tadına bakılası lezzetleri bir an önce yazayım da bir sonraki geziye yer açılsın J
Lizbon’da en etkilendiğim yerlerden bir tanesi Sintra oldu. Burası merkeze trenle 40 dakika uzaklıktaki bir belediye. Adeta Ortaçağ'dan kalma bir masal diyarı. Rossio tren garından bilet alarak ulaşabilirsiniz. Sintra’da trenden indikten sonra bir çok tur şirketi sizi karşılıyor ve turlarını satmaya çalışıyorlar. 70 Euro civarı olan bu turları tercih edebilirsiniz. Saraylara ve kaleye girişleri de kapsıyor. Ben malum sebepten dolayı param olmadığı için kendim gezmeyi tercih ettim J




Fakat bir süre yürüdükten sonra –bence Sintra’nın en güzel ve gösterişli olan- Pena Sarayı’na yürüyerek gidemeyeceğime karar verdim. Zira yollar çok dik ve dönemeçliydi, ormanlık olması da beni biraz tedirgin etti açıkçası J











Durduğum yerden de otobüs geçmediği için mecburen otostop çektim. Şansıma dünya tatlısı Fransız bir çifte rastladım. Onlar da benim gibi Pena Sarayı’nı arıyorlarmış. Sintra’nın en tepesindeki bu sarayı beraber gezdik ve çok güzel saatler geçirdik.  Geziyi bitirince Pena’nın terasındaki kafeteryada yemek yiyip sohbet ettik. Sarayın adeta masallardan fırlamış gibi bir hali vardı. Burada Portekiz Krallığı’nın son Prensesi Amelie yaşamış, yapı inanılmaz bir ihtişam barındırıyor.















Bunu yapan usta kör oldu :)






Fransız dostlarım

Pena dışında Sintra Ulusal Sarayı’nı, Regaleire Sarayı’nı Moorish Kalesi’ni görebilirsiniz. Genelde günübirlik gezilen bir yer ama bana yetmedi açıkçası. Lizbon’a giden herkesin mutlaka görmesi gereken büyülü bir yer Sintra!

Şehir merkezine dönecek olursak, Lizbon müze bakımından da çok zengin, Belem bölgesindeki Expo alanlarından ve Berardo Müzesi’nden bahsetmiştim. Benim en sevdiğim müzelerden biri Ticaret Meydanı’na çıkan yoldaki Moda müzesi oldu. Burada çok eski elbiselerden tasarım mobilyalara kadar harika kıyafetleri ve eski eşyaları görebiliyorsunuz. Ne yazıkki fotoğraf çekmek yasak olduğu için foto yok. İnanılmaz orjinal elbiseler var.

Fado müziğini benim gibi seviyorsanız Alfama semtindeki Fado Evi Müzesi’ni es geçmeyin. Oraya gitmeseniz bile Alfama’nın yani gerçek Lizbon’un tadını çıkarmak için ara sokaklarda kaybolun. Hediyelik almak için Alfama Shop’a mutlaka uğrayın.




Geniş Fado arşivinden istediğinizi seçip kulaklıklarla dinleyebiliyorsunuz



 Alfama Sokakları

Bu arada Lizbon'a gidince sorulan soruların başında nerede Fado dinleyelim sorusu geliyor.






Ben bir akşam Bairro Alto'ya gittim ve biraz dolaştıktan sonra rastgele bir restorana girip Fado dinledim. Şansıma hem erkek hem kadın Fadista vardı ve ikisini de keyifle dinledim. Mekanın adı Caldo Verde Fado idi, keyifli sakin bir yer, tavsiye ederim.


Lizbon’a gitmeden önce görmeyi çok istediğim yerlerden biri de Fernando Pessoa’nın eviydi.






Son yıllarını geçirdiği evi müzeye çevrilmiş ve her katında farklı bir içerik var. Fernando Pessoa benim için çok değerli bir yazar, o yüzden müze evini de gezi planıma almıştım. Casa Fernando Pessoa, Rua Coelho da Rocha’da bulunuyor. Kaç numaralı tramvayla gittim hatırlamıyorum, tek hatırladığım durak isimleri yazmadığı için sürekli burası mı burası mı diye tramvay sürücüsünü taciz ettiğimdi J




Fernando Pessoa severler gitsin derim. Giriş katta hediyelik eşya satılan ufak bir dükkan var, bir üst katta odası bulunuyor ki eşyaları muhafaza edilmiş, çok etkileyici, en üst katta ise şahsi eşyalarının sergilendiği ve videoların izlenebildiği bir mekan bulunuyor.









Turistler tarafından en çok ziyaret edilen yerlerden bir tanesi de Sao Jorge Kalesi, orjinal adıyla Castelo de Sao  Jorge. Kale şehrin en yüksek tepesinde yer alıyor, dolayısıyla şehri tümüyle görebildiğiniz harika bir manzarası var.


İstanbul'a benziyor değil mi :)







Kalenin kapısında sizi karşılayanlardan biri de bu müzisyen abi, bileklik de satıyor

Kaleye gidebilmek için bindiğiniz tramvay sizi bir yere kadar getiriyor, sonra yaya olarak tırmanışa geçiyorsunuz. İlk indiğiniz yer Güneş Kapısı olarak geçiyor ve manzarası çok güzel.


Güneş Kapısı 


Kalenin yorucu fakat keyifli bir yokuşu var. Kale girişinde meyve ve hediyelik eşya satanlar, turistler hayli kalabalık oluşturuyor. Giriş ücreti yanılmıyorsam 6 Euro idi. Surları ve geniş bahçesinde yaptığım yürüyüş Lizbon’da en keyif aldığım şeylerden biri oldu. Hem şehrin hem nehrin manzarası çok güzeldi. 6.Yüzyıldan beri varlığını sürdüren kaleden ayrılırken çevresindeki küçük hediye dükkanlarında uğrayarak alışveriş yapabilirsiniz.






Bu güzel şey kalenin içinde dolaşıyor :)

Lizbon’da gezilmesi görülmesi gereken yerler elbette bu kadar değil ancak ben bu kadar yazmayı yeterli görüyorum çünkü bir çok seyahat bloğunda Lizbon’da görülmesi gereken yerler detaylıca anlatılmış, gideceğiniz zaman mutlaka okumanızı ve notlarınızı almanızı öneririm, ben nerelerde ne yenebilir, ben neler yedim biraz da bundan bahsederek Lizbon yazımın sonuna gelmeyi planlıyorum.

Öncelikle şunu söylemem gerek, daha ilk günden parasız kalmam nedeniyle yemek konusunda da biraz tasarruflu davranmam gerekti ve dolayısıyla turistik ve pahalı yerlerden uzak durdum. Neyseki Lizbon Avrupa’nın en ucuz şehirlerinden biri ve aç kalmadım J

Portekiz deniz ürünleri bakımından oldukça zengin bir ülke. Bu bakımdan çok şanslıydım çünkü balık, kalamar, karides ve bilimum deniz ürünlerini bayılarak yiyorum. Lizbon’da en meşhur ve en çok tüketilen balık Sardalya. Hatta Sardalya için ülkenin sembolü diyebiliriz. Ben iki farklı yerde Sardinhas Assadas yani mangalda pişirilmiş sardalya yedim. İkisi de oldukça kılçıklı ve tuzlu idi ancak bu etmenler lezzetin önüne geçmedi ve salata ile patatesin de içinde bulunduğu koca porsiyon balığı afiyetle yedim. Fotoğrafta gördüğünüz tabağa ve biraya 10 Euro ödedim.



Bachalau


Sempatik bir Bachalaucu

Restoran Baixa’daki Rua Parata üzerindeki Caneca de Parata idi. Bir de morina balığından yapılan köfteler var, adı Bachalau, inanılmaz lezzetli şeyler, codfish veya Bachalau gördünüz mü durmayın bu lezzet toplarına yumulun :)

Kahvaltısı konusunda şanslıydım çünkü Sandra bana eve yakın bir pastaneyi önermişti. Orayı keşfettiğim günden sonra da zaten başka bir yerde kahvaltı etmedim.






Harika sandviçleri ve kahvesi olan, natayı da çok güzel yapan bir yerdi. Öğle yemeğimi ucuza getirmek için çıkarken yanıma bir de sandviç alıyordum J Pastane Camoes Meydanı’nda, adı Padaria Portuguesa, kesinlikle tavsiye ederim.


Casa Brasileira'nın da natalarını tavsiye ederim


Pastais de Belem’de

Meşhur tatlıları Nata’yı nerede yemeniz gerektiğini yazmıştım, hatırlatalım, Belem Bölgesindeki Pastais de Belem’de en lezzetlisini yiyebilirsiniz fakat zaten hemen hemen her pastane ve kafede bulabiliyorsunuz, 1.5 Euro, durmayın bol bol yiyin.,



Ve gelelim benim en beğendiğim ve Lizbon’a gittiğimde mutlaka yemek yiyeceğim dediğim mekana. Bu restoranı Ayhan Sicimoğlu’nun bir gezisinde izlemiş ve hayran kalmıştım. Cervejaira Ramiro! Deniz ürünlerinin en güzel yapıldığı, kapısında her daim kuyruk olan bu ünlü restorana gitmeyi daha baştan kafama koymuştum. Ancak daha ilk günden cüzdanım çalınıp parasız kalınca gidip gitmemek arasında kalmıştım. Orada yemeyi o kadar çok istiyordum ki “ne olabilir ki en fazla bulaşık yıkatırlar” diyerek kalkıp gittim. Nasıl gidildiğini de yazayım. Metroya binip Martim Moniz durağında iniyor, Almirante Reis’e doğru yürüyorsunuz, caddenin solunda kalıyor, kuyruğu takip edin zaten bulursunuz :) Restoranın oldukça mütevazi bir görüntüsü var ve fakat hayli kalabalık. Tek olduğum için beni fazla bekletmeden bir masanın kenarına oturttular. Menüyü inceledim ve çok pahalı olmamasına rağmen sadece bir çeşit yiyebileceğimi anladım. Tabiki seçimimi karidesten yana yaptım ve deniz suyu, deniz tuzu, sarımsak ve kişnişle pişirdikleri jumbo karideslerden sipariş ettim, yanına da Lizbon’a gittiğimden beri favori biram olan Super Bock’tan söyledim.


İşte mütevazi yemeğim

Hayatımda yediğim en güzel en keyifli ve en lezzetli yemekti dersem bana inanın. Hayalimi gerçekleştirdiğim için mi yoksa lezzetten mi bilmiyorum, kapıdan çıkarken yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Ramiro’yu asla ve asla es geçmeyin! Eline sağlık Don Pedro!



Lizbon gezimi burada bitiriyorum, benim için çok keyifli bir geziydi, mücbir sebeplerden dolayı yapamadığım şeyleri yapmak ve tadamadıklarımdan tatmak için en kısa zamanda tekrar gitmek istiyorum.
Bir sonraki gezide görüşmek üzere, sevgiler J



Bu yazıyı paylaş...
  • Share to Facebook
  • Share to Twitter
  • Share to Google+
  • Email This
  • Pin This
  • Share on Tumblr

3 yorum

  1. sonunda gidebilmis olmana sevindim, ikna olmussun. yalniz lisbon pickpocket konusunda nam salmis bir yer, boynunda fotograf makinesi ben turistim modunda gezmek heryerde olmasa bile bir risk tasir, basina gelmesine uzuldum,giden para olsun cok onemli degil. bol gezmeler dilerim.

    YanıtlaSil
  2. samimi paylaşım ... tebrikler efendim.

    YanıtlaSil

 
© Deniz'in Şarkısı
Designed by GeCe
Released under Creative Commons 3.0 CC BY-NC 3.0