4 Mayıs 2016

Gez Dünyayı Gör Konya'yı


Bu aralar kısmetim İç Anadolu Bölgesi’nden açıldı. Bu hafta sonu da yolumuz Konya'ya düştü. Konya hakkında herkesin az çok bir şeyler duymuşluğu vardır.
Sanırım en çok Mevlana'nın şehri olarak biliyoruz. Biz de hem dostlarımızı ziyaret etmek hem gezmek için Konya'ya kısa bir seyahat gerçekleştirmek istedik. Süremiz kısıtlı olduğu için her yeri gezemesek de gittiğimiz gördüğümüz yerleri biraz anlatmak istiyorum.

Cumartesi sabahı THY ile uçtuk, uçuş yaklaşık 1 saat sürüyor. Tabi benim uçak korkumdan dolayı bana bir ömür gibi geldi. Neyse sağ salim indik ve bizi arkadaşlarımız karşıladı. İlk önce Sille Antik Köyü'ne kahvaltı etmeye gittik.


Sille Antik Köyü

Burası merkeze yaklaşık 8 km. uzaklıkta eski bir yerleşim yeri. Doku olarak merkezden çok farklı. Bana biraz Ürgüp'ü hatırlattı. Oradaki gibi mağara oyukları var. Yaklaşık 6000 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyormuş. Roma, Bizans, Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkezmiş.


Bir çok kilise bulunuyor ancak günümüze kadar gelebilenlerden en önemlisi Aya Elenia Kilisesi. Kilise, ilk Hıristiyan Bizans imparatoru Konstantin'in annesi Helena tarafından Michael Archangelos adına MS. 371'de yaptırılmış. Oldukça güzel bir mimarisi var. Ancak bir restorasyon faciası.







Freskler yeniden boyanmış. Evet aslında restorasyonda buna boyama denmiyor ama bu bildiğimiz boya hatta badana. 1500 senelik bir eserin bu kadar renkli bu kadar parlak (!) olması akıl almaz. Ülkemizdeki ilk restorasyon faciası değil son olacağını da sanmıyorum. Ne yazık ki durum bu ama kilise görülmeye değer.

Kiliseyi gezmeden önce kahvaltı ettik. Vedat Milor’un önerdiği bir yer varmış oraya gidelim dedik. Biraz yüksekçe bir yerde Kozana isimli bir mekan. Açık büfe kahvaltı var. Bulunduğu yer itibariyle açık ferah bir mekan, manzara güzel. Gel gör ki hizmet ve lezzet olarak çok iyi diyemem. Bazen Vedat Milor’un seçimlerine şaşırıyorum. Kastamonu’da da aynı olayı yaşamıştık. Neyse yedik sonuçta, zaten amaç dostlarla birlikte olmak ve şehri gezmekti, çok takılmadım.


Zaman müzesinin uzaktan görünüşü


Daha sonra Sille Şapeli Zaman Müzesi’ne gittik. Burası aslında bir Şapel’miş. Mezarlıkların arasında olması, ölüm ve yaşam kavramını dolayısıyla zaman fikrini doğurmuş ve müze 2012’de ziyarete açılmış. Oldukça küçük bir müze.


Türkiye’nin ilk zaman müzesiymiş. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait özel tasarım saatler, Osmanlı paşaları tarafından düzenlenen ve genel kullanıma tanzim edilen ruznameler, cep ve masa takvimleri ve resmi dairelerde kullanılan el yazması baskı takvimler yer alıyor. Ayrıca altın, gümüş köstekli cep saatleri, Türk Hava Kurumu’na ait illere göre coğrafik ve ekonomik verilerin bulunduğu cetvelli takvim, Roma dönemine ait arkeolojik güneş saati örneği ve halen Konya Hacı Hasan Cami Şerifi kıble duvarında bulunan Osmanlı dönemi güneş saati reprodüksiyonu gibi değerli parçalar var.





Müzede en hayran kaldığım parça ise Usturlap oldu. Usturlap (astrolabes) astronomide, yerel zaman belirlemede, matematik hesaplarında, güneşin gezegenlerin ve ayın konumlarını belirlemede kullanılan bir mekanizma. Müzedeki bronz usturlab XIII. Osmanlı dönemine aitti ve çok etkileyiciydi.


Usturlap

Zaman Müzesi’ni de gezdikten sonra biraz çarşı içinde turlayıp alışveriş yaptık ve Konya merkeze dönerek Mevlana Müzesi’ne geldik.



Mevlana Müzesi (Türbesi)

Müze Konya merkez’de yer alıyor. Yeşil kubbe de denilen Türbe külliyesiyle birlikte müze özelliği taşıyor. Biz önce türbeye girdik ve Mevlana ile diğer erenlerin yattığı yerleri gördük. Aynı yapının içinde el yazması Kuranı Kerimleri, Mevlana’nın Mesnevi eserini, aynı zamanda Mevlana’nın kişisel eşyalarını, başlık ve cüppelerini görebiliyorsunuz. Oldukça mistik bir havası var. Müze Topkapı Sarayı’ndan sonra en çok ziyaretçi alan müze imiş. Gerçekten de çok kalabalıktı, her zaman böyleymiş.




Mevlana


Orjinal Mesnevi




Avlusunda ise küçük odalar var. Sanırım hepsine külliye demek doğru olur. Burada da Şemsi Tebrizi ve Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in şahsi eşyalarını görebiliyorsunuz. Bir de mutfak kısmı var.



Şemsi Tebrizi'nin Alem ve Serpuşu



Pişiren dede




Çok büyük bir yapı olmadığı için gezip çıkmak uzun sürmüyor. Yakınlarında Mevlana çarşısı var, burada Mevlana şekeri, Konya sarması ve hediyelikler var. Çarşıdan geçerken Aziziye Camisini de gördük ancak içine girmedik.




Çarşıdan bir görünüm

Cumartesi yağmurlu bir hava vardı, gezmek çok keyif vermedi, biz de hevesimizi Pazar gününe sakladık.






Pazar günü kahvaltıdan sonra ilk durağımız Kule City’nin terası oldu. Asansörle 42. kata çıkarak tüm şehri panaromik izleyebiliyorsunuz. Açık bir teras var ve 360 derece Konya manzarasına hakim. Her yönde bulunan ve ziyaret edilmesi önerilen yerler de camlara asılmış. Bu bakımdan çok sevdim. Hangi yönde ne var bilebiliyorsunuz. Ayrıca bir üst katta yöresel yemeklerin yenebildiği Sini isminde bir restoran var. 360 derece dönüyor, siz de şehrin her yerini görebiliyorsunuz.


Kyoto Japon Parkı

Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü ben de öyle dedim. Evet ilginç ama Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından 2010 yılında 36 bin metrekarelik alanda bir Japon bahçesi parkı açılmış.  Türkiye’nin en büyük Japon bahçesi imiş, Konya ile Kyoto arasında kardeşlik ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla yaptırılmış. Konya gibi kıraç bir şehrin ortasında bir vaha gibi duruyor. Ağaç ve bitkilerin bir çoğu Japonya’dan getirilmiş. Çok hoş bir havası var. Aynı zamanda Konya gibi konservatif bir şehrin bir dünya ülkesiyle kardeşlik yapması ümit verici.







Kamelyalara ve çimenlere yayılan Konyalılar parkın keyfini çekirdek çitleyerek (kabuklu yemiş yemek yasaktır tabelalarına rağmen) çıkartıyorlar. Etrafta koşuşan ve balıklara çubuk kraker vermeye çalışan (ki bu da tabelalarca yasaklanmış) çocukları saymazsak huzurlu bir yer. Gelin damat çekimleri için de oldukça tercih edildiğini anlıyoruz, zira metrekareye 3 gelin düşüyor. Bahçe içinde bir de Kafe/Restoran var. Hizmet facia  ama manzara güzel. Bir şey yiyip içmeseniz de olur. Mutlaka görmelisiniz.


Bu kelebeğin türü tespit edilemedi

 Konya Tropikal Kelebek Bahçesi

Sanıyorum Konya seyahatimizde en keyifli saatlerimizi burada geçirdik.
Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise en büyük kelebek bahçesinden bahsediyorum. Müzenin girişinde sizi doğal ortamda olması gereken ısı ve nem değerleriyle oluşturulmuş tropikal ortam karşılıyor. Burada onlarca türden kelebek serbest biçimde yaşıyorlar. Kozaların olduğu dolaplar var, kelebekler çıktıkça ortama bırakılıyorlar. İnanılmaz güzel bir görüntü var. Hepsi birbirinden renkli ve çevrenizde uçuyorlar. Ben ilk defa böyle bir ortamda bulundum ve çok etkilendim.




Kozasından yeni çıkan bir kelebek 









Kelebekler dışında tarantula, yılan ve papağan da görebiliyorsunuz

Uçuş alanı dışında bir de müze kısmı var. Kelebek ve böcek türleri, koza şeklinde bölmelerde tanıtılıyor. Küçük bir sinema ve hediyelik eşya dükkanı da müzenin içinde yer alıyor. Ayrıca binanın tasarımı kelebek şeklinde, bu da çok hoş bir ayrıntı. Mevlana müzesinden sonra en çok ziyaretçi alan yerlerdenmiş. Gerçekten de hem müze hem yanındaki park çok kalabalıktı. Şehir dışından gelen de çokmuş. Biz çok beğendik. Görülmesi gerekir.







Kelebek modası


Hediyelik eşya mağazası

Yalnız dikkatimi bir şey çekti, müzenin girişinde büyük bir tabelada bir hadis yazılmıştı ve müzenin tanıtım kataloğunda mucize ifadesi yer alıyordu. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim, burası bir müze ve ortada bir bilim var. Bu büyük doğa oluşumuna yaratılış mucizesi diyerek bilimden uzaklaştırıp onu uhrevi bir şeymiş gibi göstermek, bilimi göz ardı ederek her şeyi dine indirgemek bana çok doğru gelmedi. Bu ziyarete gelen çocukların da kafasını karıştırabilecek ve fen bilimlerine bakışlarını baltalayabilecek bir yaklaşım. Eğer dünyaya açılmak istiyorsak ki buranın amacı turist çekmekmiş, görüşümüzü ve vizyonumuzu genişletmeli biraz daha gelişen dünyaya ayak uydurmalıyız. Yoksa milletler uzaya çıkarken biz hala mucize bekliyor oluruz.


Müzeye giriş 7 TL.


Müzenin hemen yanında kelebek vadisi adında keyifli bir park var

Konya’da Nerede Ne Yenir?

Konya deyince elbette ilk aklımıza gelen etli ekmek oluyor. Etler gerçekten lezzetli bu bir gerçek. Biz çok fazla yemek deneyimleyemedik çünkü zamanımız kısıtlıydı. Bir sabah kahvaltısı ve bir akşam yemeği önerebileceğim. Sabah kahvaltısı için arkadaşlarımız bizi Yatağanlı Osmanağa’ya götürdüler. Açık büfe sevmediğim için çok da isabetli bir seçim oldu. Gayet lezzetli bir serpme kahvaltı veriliyor. Menemeni ve omleti harika, ekmekleri muhteşem. Nezih, ferah bir ortam. Çok otantik bir şey aramıyorsanız tavsiye ederim.





Cemo’yu gitmeden duymuştum. Etli ekmeği orada yemek kısmetmiş.


Aslında benim yediğim bıçak arası olarak geçiyor. Şöyle bir fark var, etli ekmek düvenin kaburga ve boşluk kısmından, bıçak arası düve etinin bifteklik kısmından yapılıyor. Ben tavsiye üzerine bıçak arası yedim ve çok beğendim. Tandırın da tadına baktım, eti lezzetliydi ama porsiyon biraz küçüktü.


Bamya çorbası meşhurmuş


Bıçak arası


Tandır

Aslında çok methedilen Tiritçi Mithat’a da gitmeyi istedim ancak Pazar günü saat 3’te yemekler tükenmişti, daha erken gitmek gerekiyormuş. Fırın kebabı için ise Hacı Şükrü tavsiye ediliyor. Gideceklere duyurulur.

Hediyelik olarak Mevlana şekeri ve Konya sarması almayı ihmal etmedik.

İşte Konya gezimiz böyle geçti. Vakit kısıtlı olduğu için aklımdaki bazı yerleri göremedim ama keyifli bir hafta sonu oldu. Mevlana’nın güzel Konya’sını sevdik, belki yolumuz tekrar düşer.

Sevgiler.


Bu yazıyı paylaş...
  • Share to Facebook
  • Share to Twitter
  • Share to Google+
  • Email This
  • Pin This
  • Share on Tumblr

0 yorum

 
© Deniz'in Şarkısı
Designed by GeCe
Released under Creative Commons 3.0 CC BY-NC 3.0